Av. POLAT SABUNCU


YAPILAMAYAN YÜRÜYÜŞÜMÜZ - 1

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


1974 Yılı başlarında fakülteden yeni mezun Dr. Nazım Yılmaz Şebinkarahisar Merkez Sağlık Ocağı’na atanmış ve ilçemizde göreve başlamıştı. Nazım kardeşim Şebinkarahisar’da bekâr olarak göreve başladığı ilk geceden itibaren bizim muhabbet grubumuzun katılımcısı olmuş, kısa sürede hepimizin sevgi ve dostluğunu kazanmıştı. Aslen Kırşehirli olan Nazım Yılmaz’ın ailesi Kırıkkale’de yerleşmişti; ilçemizde uzun süre tek hekim olarak çalıştı. Nazım Yılmaz’ın doktorumuz olduğu dönemde Emniyet Âmirliği’mizde  de genç bir komiser Cengiz Kartav görev yapıyordu. İnce yapılı, uzun boylu Cengiz Kartav’ı tanıyordum, ama onunla aramızda hiçbir yakınlaşma ve görüşmemiz olmamıştı. İktidarda Ecevit-Erbakan liderliğindeki CHP-MSP koalisyon hükümeti görevdeydi; ilçedeki sol kesim olarak 12 Mart döneminin bunaltıcı baskı ortamına oranla oldukça rahat bir durumda idik.

1975 Yılı mart ayının 9. gününü 10. gününe bağlayan gece şeker hastalığına bağlı kalp yetmezliğinden annemi 66 yaşında kaybettik. O yılbaşından sonra, iki ayı aşkın süre ile hastalığı yoğunlaşan annemi, evlendikten sonra kirada oturmakta olduğum  evimizde yatırıp bakmıştık. Eşim ve kayınvalidem, dede konağına göre daha korunaklı yeni yapı evimizde annemin bakımını özenle sürdürmüşlerdi. Tedavi sürecinde, dünya tatlısı  annem, yeni gelininden ve dünüründen çok hoşnut kalmıştı. Bu süreçte annemin “Allah sana da senin gibi evlatlar versin” biçiminde çok hayır duasını almıştım. Son gecesi annemin başında Dr. Nazım kardeşim saat 02.00’ye kadar beklemiş, bu saatten sonra bizim evden ayrılıp o günlerde hasta olan üstadım Azmi ağabeyin  babası İsmail Hakkı bey amcaya bakmak üzere onlara gitmişti. Onun ayrılışından kısa bir süre sonra anacığım yaşamını yitirmişti. İlçenin tek doktoru olan Dr. Nazım’ın geceyi gündüze katan yoğun hizmetinin canlı tanığıydım.

Annemi defnettiğimiz 10 Mart Pazartesi gününden dört gün sonra 14 Mart 1975 cuma  günü akşamı, hükümet konağımızın yanındaki Memurlar Derneği lokalinde Dr. Nazım ile ilçede görevli savcı ve yargıçların da bulunduğu bir grup  yemekte buluşurlar. O günün Tıp Bayramı olduğunu yemek sırasında öğrenince yemek, tıp bayramı kutlaması havasında devam eder. Yemek devam ederken emniyet âmirliğinde görevli komiser Cengiz Kartav, telefonla Dr. Nazım’ı arayarak kendisine rapor vermesini ister. Daha önce de, acil ihtiyacını ileri sürerek rapor alıp İstanbul’a giden komiserin yeniden rapor isteğine telefonda olumsuz karşılık veren Dr. Nazım, muayene etmeden rapor veremeyeceğini bildirir. Bunun üzerine emniyet aracıyla Memurlar Derneği lokaline gelen komiser Cengiz, hasta olduğunu muayene için geldiğini bildirince Dr. Nazım yemekten kalkıp muayene için hastaneye gitmek üzere Emniyet aracına bindiğinde komiserin yanında iki de polis memuru olduğunu görür; hastaneye gitmek üzere araca bindirilen Dr. Nazım, hastane ile aksi istikamette o zaman Fatih Camii çevresinde bulunan Emniyet Karakolu’na götürülür. Cengiz Kartav, kendisine rapor vermesi için israr eder. Hastane yerine karakola getirilmiş olmanın tepkisi içinde Dr. Nazım, bu koşullarda rapor vermesinin mümkün olmadığını bildirince, komiser ve polis memurlarının küfür, tehdit ve hakaretlerine muhatap olur, komiser Cengiz, bana rapor vereceksin zorlamasıyla Dr. Nazım’ı ensesinden birkaç kez de tokatlar. Dr. Nazım birkaç saat karakolda alıkonur; yarım kalan yemeğine dönüş istemi reddedilir. Hastaneye muayene için komiserle birlikte giden doktor Nazım’ın saatler geçmesine karşın dönmeyişi üzerine yemeği bitiren Ağır Ceza Mahkememizin değerli başkanı Şakir Doğan Sümer ile fakülteden sınıf arkadaşım yargıç Necdet Yaman, dışarıya çıktıklarında doktorun hastanede değil emniyet karakolunda olduğunu öğrenince geç saatte karakola gelip Nazım’ı karakoldan çıkarırlar. Dışarı çıktıklarında Dr. Nazım yaşadıklarını yargıç arkadaşlarına anlatır. Olayı Nazım’dan dinleyen Şakir beyin, “bunlarla uğraştığına değmez; şikâyet etsen de sonuç alamazsın” gibisinden sözlerle karşılık vermesi, Nazım’da haklı bir şaşkınlık ve emniyette yaşadıklarından daha büyük bir üzüntü yaratır.

Ertesi gün yani 15 Mart 1975 Cumartesi sabahı yazıhanemin önünde Dr. Nazım ile karşılaştığımda, olumsuz yüz ifadesinden bir terslik olduğunu kestirip onu yazıhaneme alıp sorduğumda o gece yaşadıklarını baştan sona anlattı; dinlediklerim karşısında kan beynime sıçradı. Dört-beş gece önce ölüm döşeğindeki annemin başında gece yarılarına kadar bekleyen, o saatten sonra da başka hastasına giden, ilçenin tek doktoruna keyfe keder istediği raporu vermedi diye, halkın güvenliğinden sorumlu bir güvenlik görevlisinin reva gördüğü bu işkenceye ilçe halkı olarak tepkisiz kalamazdık. Dr. Nazım, komiserin yaptıklarından daha çok, mahkeme başkanımızın olayı dinledikten sonra şikâyetten bir sonuç alınamayacağı şeklindeki sözlerinin kendisini yaraladığını dile getirmişti. Çok değer verdiğimiz, zeki ve birikimli bir yargıç olarak tanıyıp çok sevdiğimiz Şakir Doğan Sümer’in olaya yaklaşımı doğrusu beni de şaşırtmıştı. Bu olayın Şebinkarahisar halkı için önemini dile getirip, sonuç ne olursa olsun tepki olarak, yetkili kurumlara şikâyette bulunmanın ötesinde, halkın katılımıyla gerçekleştireceğimiz bir “protesto yürüyüşü” ile bu vahim olayı kamuoyuna mutlaka yansıtmamız gerektiğini dile getirerek sevgili Dr. Nazım’a desteğimi bildirdiğimde çok rahatladığını ve mutlu olduğunu gözlemlemiştim.

Turistik kahveden söylediğim keklik kanı çaylarımızı karşılıklı yudumlarken daktilomun başına geçip Şebinkarahisar C. Savcılığı’na suç duyurusu dilekçesinden sonra olayı özetleyen bir metni kaleme aldım; Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, İç İşleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Giresun Valiliği, Şebinkarahisar Kaymakamlığı başlıkları ile bu metni  devlet yönetiminin tepe noktalarına gönderdik. Suç duyurusu dilekçemizi tatil günü olmasına karşın C. Savcı Yardımcısı fakülteden sınıf arkadaşım sevgili Osman Güven Çankaya’ya götürdüm; olayın vahametini dile getirip bu olayı, halkın katılımıyla yürüyüş yapıp protesto edeceğimizi söyledim. Savcı ilçede gerilimi artırıcı girişimlerden uzak durmamızı önerince, kentin tek doktoruna güvenlik görevlisi bir komiserin yönelttiği bu saldırı ve yasadışı alıkoyma karşısında suskun kalmamıza olanak bulunmadığını, olayı ilçe ve ülke kamuoyuna yansıtmak ve sorumlularından hesap sorma konusundaki kararlılığımızı ona  anlattım. C. Savcılığı, o gün Dr. Nazım’ı ilçede başka doktor bulunmadığından komşu ilçe Suşehri’ne gönderdi; oradaki muayesinde Dr. Nazım’a kafasına aldığı darp nedeniyle 7 günlük işten kalırlık raporu verildi. Şebinkarahisar Kaymakamı Erol Gökberk, olay nedeniyle komiser Cengiz Kartav’ı açığa aldı ve C. Savcılığının istemiyle ile komiser tutuklanarak cezaevine konuldu. (DEVAM EDECEK)