Av. POLAT SABUNCU


KIŞKIRTICI SALDIRGANLIK SÜRECİ

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


31 Temmuz 1977 cumartesi gecesi Ali Özdemir hocamla benim evimin dinamitlenmesi olayı, Şebinkarahisar’da “kardeş kavgası” oluşturmak amacıyla gizlice sahneye konan olaylar zincirinin başlangıcı olmuştu. Bu süreçte gerçekleşen olaylar sürecini arşivimdeki belge ve notlarımdan şöyle sıralayabilirim:

 

*4 Ekim 1977 gecesi değerli kaymakamımız Celalettin Özdal’ın oturduğu kaymakam evinin dinamitlenmesi.

 

* 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul Üniversitesinde gerçekleştirilen devrimci gençlere yönelik, 6 öğrencinin can verdiği, çok sayıda öğrencinin ağır yaralandığı katliam olayının gecesi Şebinkarahisar’da Halkevi lokalimizin kapalı olduğu bir sırada lokalin arka cephe camlarının taşlanarak kırılması.

 

*  18 Mayıs 1978  gecesi Halkevi yöneticilerinden Ömer Vatan’ın evine dinamit atılması.

 

*   9  Haziran 1978  tarihinde karşıt görüşlü gençler arasında meydana gelen kavgadan sonra Halkevi üyesi İsmet Kıraç’ın özel otomobilinin bombalanarak yakılması.

 

 * 20 Kasım 1978 pazartesi akşamı saat 20.25 sıralarında Hükümet Konağı yanındaki başkanı olduğum Turizm ve Tanıtma Derneği (Memurlar Kulübü) lokaline parça tesirli bomba atılması.

 

*   26 Ocak 1979 Cuma akşamı yargıç Yusuf Tuna’nın evinin kurşunlanması.

 

* 26 Mayıs 1979 akşamı saat 21.00 sıralarında evde kimsenin bulunmadığı bir sırada ilçe emniyet komiseri AbdulkadirUsanmaz’ın evinin bombalanması.

 

 * 9 Haziran 1979 gecesi saat 03.00 sıralarında Tosunoğlu Eczanesi’nin bombalanması.

 

 Şebinkarahisar’ımızda 12 Mart’tan sonra 12 Eylül darbesine kadar sahnelenen bu saldırılar çoğunlukla devrimci solculara yönelmişti; çok şükür  can kaybı yaşamamıştık. İsmet Kıraç’ın arabasının yakılması hariç, yukarıda sıralanan saldırılarda önemli bir maddi hasar da oluşmamıştı. Bu saldırılar içinde solcu kesimden kaynaklanabilecek tek saldırı komiser AbdulkadirUsanmaz’ınevinin dinamitlenmesiolayıydı.  Bu olaydan hemen  sonra yazıhanemde Halkevi yönetiminde beraber mücadele verdiğimiz sevgili Ahmet Akyüz kardeşimle konuyu görüştüğümü anımsıyorum. Bu görüşmede, ilçenin güvenlik görevlisine yöneltilen böyle bir  saldırı eğer bizim arkadaşlar tarafından düzenlenmiş ise bunun çok yanlış bir eylem olduğunu, faillerin şimdi yakalanamasa da ilerde olağanüstü bir dönemde bunun hesabının bizden sorulabileceğini, bu tip bir saldırının bize karşı daha büyük saldırılara gerekçe oluşturabileceğini,eğer bu saldırı bizim arkadaşlarımız tarafından düzenlenmiş ise faillerin kim olduğunu öğrenmek istemediğimi, şimdi failleri yakalanamayan böylesi olayların ilerde olağanüstü bir dönemde bize sorulabileceğini, bu isimleri bilirsem işkence ile bu bilgimin benden alınabileceğini, bilmediğim bir faili sıkıştırılsam da sorguculara veremeyeceğimi bildirmiştim.Ahmet kardeşim bu olayın faillerini bilmediğini söylemişti.  Aradan yıllar geçip12 Eylül faşist darbesinden de 5 yıl sonra,1985 yılı güz aylarında sahneye konulan “Şebinkarahisar İşkence Olayları”nın Giresun Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgulamaları sırasında, komiserliğe yükseltilen Yüksek Ergenekon-Abdulkadir Usanmaz-Şeref Çoban üçlüsü, AbdulkadirUsanmaz’ın evine dinamit atılması olayını inanılmaz işkence yöntemleriyle “devrimci-solcu” sanıklara kabul ettirmeye çalışmışlar, istedikleri gibi bir sonuç alamamışlardı. Bir gece süreyle akşam saat 17.00 sıralarından sabaha kadar gözlerim bağlı sürdürülen işkenceli sorgu boyunca bana da bu konuda soru sorulduğunu, failleri bilmediğimi söyleyince bu konuda beni sıkıştırma gereğini duymadıklarını anımsıyorum.

                              Bu dönemde gençlerimizin, sağcı olsun solcu olsun, nasıl yanlış eylemlere yönlendirildiğinin çarpıcı bir örneğini de burada günümüz genç kuşaklarına aktarmakta yarar görüyorum. 26 Ocak 1979 akşamı ilçemizin değerli yargıçlarından Yusuf Tuna’nın evinin bombalanması ilçe tarihinde benzeri olmayan bir saldırı olarak sağduyulu herkesi çok olumsuz etkilemişti. Bu saldırının haklı olarak “ülkücü” kesimden kaynaklandığı değerlendiriliyordu. Bu olaydan önce mi, sonra mı gerçekleşti, anımsayamıyorum; bir yaz günü Şebinkarahisar merkez mahallelerinden birinden Ankara’da öğrenim gören “solcu-devrimci” olarak bildiğimiz öğrencilerden biri, (adını belirtmem doğru olmaz) yazıhaneme beni ziyarete geldi. İkili söyleşimiz sırasında bana ilçemizdeki yargıçlardan Şerafettin Şirin’in nasıl bir yargıç olduğunu sordu; onu dürüst, birikimli bir yargıç olarak tanıdığımı söyleyince “iyi ama ağabey, arkadaşlar bu hâkimin faşist olduğunu söylüyorlar, lisedeki bir öğrenci kavgasından sonra tabancasıyla suçüstü yakalanan Espiyeli faşist bir öğrenciyi tutuklamayı reddedip serbest bırakmış.”deyince, sözünü ettiği olayın doğruluğunu bildiğimden “söylediğin olay doğru, Şerafettin bey, siyasi davalarda kendi dünya görüşü nedeniyle taraflı davranmış olabilir ama onu bu nitelikte olmayan davalarda değerli bir yargıç olarak tanıyorum” karşılığını vermiştim. Söyleşimiz böyle sürerken, yaz tatilinde sılada bulunan üniversiteligencimiz bana Şerafettin beyin bir Anadol otomobili olup olmadığını sordu; olumlu yanıt vermem üzerine bana “ağabey ben bu arabayı bombalamayı düşünüyorum; nedersin?” deyince hiç beklemediğim bu soru karşısında tepkili bir şaşkınlık yaşadım; böyle bir eylemin Şebinkarahisar için silinmesi zor bir kara leke olacağını, davamıza yarar değil tam tersine büyük zarar vereceğini, yargıya duyduğu saygı ile tanınan Şebinkarahisar halkının bu saldırıyı nefretle karşılayacağını, böyle bir eylemi benim de asla olumlu karşılayamayacağımı, böyle bir saldırı gerçekleşirse, fail olarak kendisini ihbar edeceğimi bildirdim. Benim bu kesin tavrımdan  sonra böyle bir saldırı olmadı. Bu gencimizin istihbaratın bir görevlisi olabileceğini  düşündüğümü de belirtmeliyim. Benden böylesine kesin ve kararlı bir tepki beklemediğini gözlemlediğim üniversiteli öğrencimizi o günden bu güne bir daha görmedim; hayatta olup olmadığını da bilemiyorum.

                                Ülke genelinde de, Şebinkarahisar’da da sahnelenen böylesi kışkırtma olaylarının oluşturduğu halkı canından bezdiren “kardeş kavgası” ortamı ile, ABD güdümlü 12 Eylül faşist darbesine halk nezdinde haklılık gerekçeleri oluşturulmuştu.  Yabancı güdümlü gizli emperyalist odakların tezgâhladığı “kardeş kavgası”nın, geniş halk kitlelerini korkuya, dehşete,  can telaşına düşüren ortamında 12 Eylül faşist darbesi sahneye konulduğunda, birden bıçak gibi kesilip bitirilen anarşi  ortamından kurtulan halkımız, bu gün içine itildiği kanlı çıkmazı başlatan faşist darbeyi sevinçle karşılamıştı.