HORANLARIMIZ NEDEN HORONLAŞTIRILIR?
Tarih: 11.4.2017 10:49:00 / 1979okunma / 0yorum
Av. İsmail ŞENOL

 

                        Şebinkarahisar önemli tarih ve kültür merkezlerinden biridir. Bu sıradan, laf olsun diye söylenmiş içi boş bir cümle değildir. Tarihi ve coğrafi gerçekliği içerir. Bu konuda, Şebinkarahisar´ı herhangi bir Anadolu ilçesiyle bir tutmak yanılgıya götürür. Hele hele; iki paragraf, beş cümlede anlatılan, 150 yılı tamamlamamış tarihe sahip ilçelerle hiç mukayese edilmemelidir. Tarih ve kültür sipariş suretiyle temin edilebilen bir kazanım da değildir. Meraklısına, “Karahisar-Şaki Örneğinde Osmanlı Taşra İdaresi” adlı çalışmayı öneririm. (TTK-Fatma Acun,2006)

                        Şebinkarahisar, halk müziği ve halk oyunları yönünden tarihi geçmişinin, eski idari yapısındaki bütünlüğün ve coğrafyasının özelliklerini taşımaktadır. İç Anadolu (kuzeydoğu), Doğu Anadolu(kuzeybatı) ve Doğu Karadeniz(kısmen batı) birleşme noktasındadır ve her üç bölgenin de folklorundan etkilenmekle birlikte kendisine has nitelikleri olan bir yöredir. Çıkış merkezinin yöremiz olduğuna inandığım, düz horanların(9/8 lik efeler, dudu dillim vb) Erzincan´da “düz halay”, Sivas´ta “Gareysar” adlarıyla oynanması, bu oyunların Giresun´da “karşılama” şekline dönüşmesi, Şebinkarahisar´ın belirtilen kültürleri birleştirici özelliğine örnektir. 

                        Uzun havalar(nispeten yol havası türü-Tamzara gibi), oturak havaları(kesik kerem)-tatyanlar, sedir kenarı havaları(bülbülü tuttum güle bağladım), ırgat havaları(elinde çıngıl orak), fingil havası (kızım sana fistan aldım) gibi türkülerin yanında, ağırlık kısmı oyun türküleri teşkil etmektedir. TRT repertuvarına geçmiş "Dere Kenarında Taş Ben Olaydım, Mani´nin Evleri, Pencereden Bakıver(İnce Dudum), Tezari Mizanimiş" gibi türkülerinde her biri farklı karakter göstermektedir.

                        Yöre halk oyunları bakımından oldukça zengindir. Oyunların ekseriyet kısmını horanlar(dik-düz-sık horanlar) teşkil etmekle birlikte, Tamzara, Güzeller, Hoş Bilezik, Dellocem, Köçeli, Çeçen Kızı, Üç Ayak, Temirağa, Köroğlu gibi oyunlar yöremizde oynan diğer halk oyunları çeşitlerindendir. Oyunlarımızın hemen hemen hepsinin türkü sözleri mevcuttur. İki-üç oyunla "halk oyunları yöresi" oluşturulabilen yerlerin varlığı karşısında yöremizin böyle bir imkanı bulamamış olması da düşündürücüdür.

                        Şimdi lafı fazla uzatmadan, konu başlığımıza gelelim. Oyunlarımızın genel adı horan mıdır, horon mudur? Yöre sanatçılarımızın türkülerinde ve söylemlerinde horon kelimesini kullanmaları doğru mudur? Yanlış ise bu yanlışlık nereden kaynaklanmaktadır?

                        Hora, horan ve horon kelimelerinin her üçü de Yunanca kökenli olup, “el ele tutuşarak, halka şeklinde oynanan halk oyunu” anlamına gelmektedir. TDK-Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğünden, horonun-halk oyunu anlamında- sadece Rize´de, horanın Amasya-Tokat-Ordu-Giresun-Rize-Erzincan-Sivas-Isparta-Çanakkale-Bursa gibi oldukça geniş bir alanda kullanıldığı anlaşılmaktadır. Hora ise, Trakya´da oynanan halk oyunlarının genel adıdır. Sayılan ve ayrı ayrı üç kelime ile ifade edilen halk oyunlarının yayıldığı bölgelere ve Türkiye haritasındaki yerlere bakıldığında “meteorolojik anlatımı ile balkanlardan” gelen hava dalgasının yağış bıraktığı yerlerle birebir örtüştüğü görülmektedir. Ayrıca horan kelimesi, Kayseri´de fırın-oğlan çocuğu, Kırşehir´de ev halkı, Gaziantep´te toplantı, Adana´da üstünlük manasına da kullanılmaktadır. Buradan çıkan sonuç; horanın daha geniş bir alanı ve daha kapsamlı bir kavramı ifade ettiğidir.

                        Ermeni Cemaati kilise isimleri sonuna bazen “horan” eklemesinin (üçhoran-taşhoran kiliseleri gibi) yapıldığı da bilinendir. Maalesef modaya uygun şekilde, bazı medya organları bu “horan” ekini bile “horon”laştırmaktadır. Bu durum dahi, “horan” diye bir kelimenin olamayacağı hususundaki yanlış kanıyı göstermeye yeterlidir. Yeri gelmişken, kilise eki horanın ne anlama geldiğinin öğrenilmesine dair bir anımı da sizlerle paylaşmak isterim: Halk müziği ile de ilgilenen yöre kültürünün yaşatılmasına katlısı olan bir meslektaşımı ziyarete gittiğimde, bu arkadaşımın bürosunda Malatya kültürünü konu alan bir kitapla karşılaştım. Kitabı şöyle bir karıştırdığımda, Malatya´da mevcut iki kiliseden birinin adının “Taşhoron Kilisesi” şeklinde kayda geçildiğini gördüm. Meslektaşımdan aldığım telefonla önce kitabın yazarı ile görüştüm. O da rahmetli Hırant Dink´in kardeşini(Orhan Dink) aradı. Daha sonra bana döndü ve haklı olduğumu belirterek, kilise eki horan kelimesinin, “papazın vaaz verdiği alanı” ifade ettiğini söyledi.

                        Demek isteğimiz; haklın %80-90´lık kısmının oyunlarının genel adına “horan” demesine rağmen, %10-20´lik kısmının kullandığı “horon” kelimesinin, çoğunluğun kullanımına egemen olduğu, kendisini kabul ettirdiğidir. Kavrayamadığımız şekilde, “azınlığın çoğunluğa tahakkümümü” söz konusudur? Yoksa, eski anlatımla, “galat-ı meşhur lugat-ı fasihten evlamı” gelmektedir. Yine de, “horan” aleyhine, bilinçli bir çabanın varlığından ziyade, kendiliğinden oluşan bir durumdan söz edilebilir. "Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar" hikayesi gibi bir kör döngü de diyebiliriz buna.... Halkın "horon" demesinden dil kurumu, dil kurumu kayıtlarından ise halk etkileniyor. Marjinalleşmenin, şiveli konuşmanın "dayanılmaz cazibesi" de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, kendi yaşayış biçimimiz ve kültürümüzden emin olmamamızdan, azınlık kesimin söylediğinin doğruluğu yanlışına kapılmamızdan kaynaklanan bir sonucun olduğu da muhakkaktır. Bazılarına bu konu açıldığında "horan olsa ne olur, horon olsa ne olur" cevabı ile karşılaşılmaktadır. Aslında yok edile gelen ve üzerinde durulmaz ise yok olmasından da kuşku duymadığım bir kavram ve ona bağlı kültürdür söz konusu olan. Yerel sanatçılarımızın, oyunlarını açık yüreklilikle adlandıramamalarındaki "çekingenlikte" ne demek istediğimin ispatıdır.

                        Konu konuyu açmaktadır ama burada şu hususa da değinmeden edemeyeceğim. Türküleri kaynağı o yörenin insanları, yaşayış tarzlarıdır. Halk müziği ve oyunlarının ırkı, milleti olmaz, yöresi olur. Türküler hiçbir ırkın veya milletin değil o yörenindir. Bu türküler hiçbirimizin babası malı olmayıp, atalarımızdan ve yöremizden bizlere miras kalmıştır. Önemli olan söz yazmak değil, o ezgileri oluşturabilmektir. Mevcut ezgilere (ve bu ezgilerle birazcık da oynayarak) söz yazmadan, işte benim türküm, benim bestem demeden daha kolay bir şey olamaz. Türkülerin kaynakları o yörenin çobanları, tarladaki ırgatlarıdır. Ayrıca yöremizde eskiden beri var olan şehir ve meyhane kültürü, "meyhane adabı" da (oturak havaları-kullanılmaması büyük eksiklik-) türkülerimizi besleyen önemli kanallardandır. Tarihten beri o yörenin bahsedilen kültürüne sahip tek yeri de yine Şebinkarahisar´dır. Türkülerimizi oluşturan bu kanallar birer birer yok olmakta, eskiye ait ezgilerimiz de orasından burasından çekiştirilerek "meta" haline getirilmektedir. En çok sağı-solu çekiştirilenler de horan türküleridir. Bu çekiştirmeler, örselemeler yetmezmiş gibi birde horana horon diyerek "ruhuna Fatiha" okunmaktadır.

                        Türküleri hepimiz çok seviyoruz ama, geliş yerini, varoluş nedenini ifade eden kavramları kullanmaktan da kaçınıyoruz. "Rakı koydum fincana" cümlesindeki nesnenin "kahve"ye, "sokak başı meyhane" cümlesindeki mekanın, zamana ve zemine uygun şekilde "kahvehaneye" dönüşmesi gibi. Hadi TRT, zamanın hassasiyetleri gereği, fincana konulan rakıyı kahve yaptı diyelim, sokak başındaki meyhaneyi, kahvehaneye dönüştüren yeni yerel sanatçılarımıza ne denmelidir.          

                        Tarihten beri gelen süreklilik içinde, Şebinkarahisar, anlatmaya çalıştığım yörenin tek kültür kaynağıdır. Belirtilen programlarda oluşan birlikteliğin anlamı, tek tek vilayetlerinin adı söylenilmekle asla ifade edilemez. Bu programlara katılanların hepsi, Osmanlı´nın Karahisar-ı Şarki Sancağı, Cumhuriyetin ilk yıllarının Şebinkarahisar Vilayeti ve civarı topraklarının evladıdır ve aynı kültürün parçasıdır. Yerel sanatçılar ile siyasilerin "Kelkit Vadisi" gibi bir kavrama sarılmaları da yadırganmamalıdır.      

                        Bizde halay çekilmez, horon tepilmez, horan oynanır. Türkülerimiz de oturanları horana davet eder. (Sigaramın başında bak dumana dumana - Oturan arkadaşlar hep kalksınlar horana) gibi. Karadeniz Bölgesinin çoğunluk kısmında halk "horan" der iken, yöre sanatçılarının "horonda" ısrarcı olmalarını anlamakta güçlük çekmekteyim. Asıl söylenmesi gerekenin "horan" olduğunu her zemin ve zamanda ispata hazırım. Sahil kesimin eski kayıtlarında da (en azından Ordu´dan Trabzon merkeze kadar) horan kelimesi kullanılmaktadır. (Piçoğlu Osman´ın "romiko horan"ı gibi) Çoğaltılacak örnekler, bu konuda, sahil kesimde de fikir ve uygulama birliğinin olmadığı, ancak son zamanlarda "horan" kelimesinin kullanılmasından kaçınıldığı şeklindedir. Benim tespitim ise Trabzon merkez dahil batısında halkın "horon" demediği "horan" dediği, bu merkez ile doğusunda ise "horon" ve "horan" kelimelerinin halk arasında birlikte kullanıldığıdır.      

                        Anlatılmaya çalışılan "horan" kelimesinin yanlış olmadığı, hatta geliş kelimesi olduğunu düşündüğüm "hora" kelimesine daha uygun düştüğüdür. Böyle olmasa bile, yöremiz kültürüne oldukça aykırı, yabancı düşen "horon" kelimesi, başta sanatçılarımız olmak üzere, yöremiz halkına yakışmamakta, dillerinde "eğreti" durmaktadır.Türk Dil Kurumu´nun eski tarihli sözlüklerinde (Ank.1977-435) "hora" kelime-sinden sonra "horanın" açıklaması yapılmakta, devam eden yayınlarda (Ank.1983-505/1) "horan,a.horon" şeklinde yazmak suretiyle "horanın" anlatımı "horon" içerisinde ifade edilmektedir. Yakın tarihli sözlüklerde ise maalesef "horan" kelimesinin kullanılmaması, endişelerimin haklılığını göstermektedir.

                        Sonuç olarak; halk oyunlarımızın genel adı "horon" değil, "horan"dır. Horan denilmesinde, genel algılamanın aksine bir yanlışlık yoktur ve aksine doğru olan da horandır. Bu konuda yerel basınımızdan, sanatçılarımızdan ve sivil toplum kuruluşlarımızdan hassasiyet göstermelerini beklemekte ve sizleri “horanlarımızı horonlaştıranların dillerine biber sürmeye” davet etmekteyim.

Not: Daha önceden gazetemizde yayınlanmakla birlikte, “azıcık” değişikliklerle güncelleştirilen yazının yeniden paylaşıldığı hususu bilgiye sunulur.

Anahtar Kelimeler: HORANLARIMIZ, NEDEN, HORONLAŞTIRILIR
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
VALİ GELSİN Mİ? (24 Mart 2017 - Cuma)
KORO ÇALIŞMALARINA BAŞLARKEN (07 Kasım 2014 - Cuma)
DEVLET HESAP SORMALI! (04 Kasım 2014 - Salı)
FUTBOLUMUZ ÇÖKÜŞÜ! (20 Ekim 2014 - Pazartesi)
GİRESUN GÜNLERİNİN ARDINDAN (17 Ekim 2014 - Cuma)
BERLİN’DE HAKİMLER VAR! (23 Eylül 2014 - Salı)
STRATEJİK DERİNLİK (18 Haziran 2014 - Çarşamba)
Sayfa:
E-Gazete
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
HAKKIMIZDA

Yeni Şebinkarahisar, 12 Eylül Yönetiminin faşist uygulamalarına ve işkencelere direnmesini bilmiş, ANAP`a da, CHP`ye de, DYP`ye de, RP`ye de, DSP`ye, MHP`ye ne de AKP´ye muhalif olmuş, kimsenin yayın organı olarak davranmamıştır. Biz bugüne kadar hiçbir partinin yandaşı olmadığımız gibi bu güne kadar kimsenin güdümünde de hareket etmedik, yalakalık da yapmadık. Biz her zaman Şebinkarahisar`ın, Şebinkarahisarlının yanında olduk. Şebinkarahisar`ın sorunlarının çözümü için çaba harcadık. Bunun için de hangi parti iktidarda ise o partiye muhalif olmaktan çekinmedik. Yapılan olumlu çabaları ve hizmetleri de destekledik.

"Yeni Şebinkarahisar Gazetesi, Şebinkarahisar`a her sabah daha iyi hizmet etmek emeliyle yola çıkanlarındır."