Av. POLAT SABUNCU


HALKEVİ’NDE GENÇLİK ÖRGÜTLENMEMİZ

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


                                 Şebinkarahisar’da sağcı gençlik,  1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren “Milliyetçiler Birliği” ve daha sonra “Ülkü Ocakları” olarak örgütlenmiş iken solcu-devrimci gençliğin örgütlenmesi, yıllar sonra 1977 yılında “Şebinkarahisar Halkevi” olarak gerçekleşebilmiştir. 1968 Yılı ekim ayında tamamladığım vatani görevimden sonra memleketimde çalışmayı yeğlemiştim. Askerlik sonrası Şebinkarahisar’da avukatlık stajım ve 1974 yazına kadar bekâr olarak yürüttüğüm meslek yaşamımın ilk yıllarında ülkücülerin düşünce ve eylemlerine karşı olan solcu-devrimci gençliğin de örgütlenme gereksinimi, sürekli kafa yorduğum önemle üzerinde düşündüğüm bir konuydu. Ancak devrimci kesimdeki bölünmeler yüzünden çeşitli sol fraksiyonların birbiriyle didişen gençlik örgütlerinden herhangi birinin şubesini Şebinkarahisar’da oluşturmayı sakıncalı görüyordum. Bu nedenle mücadeleyi TÖS ve TÖBDER  ile öğretmenler ölçeğinde yürütüyorduk.  Ülkücüler örgütlenip kentin göbeğinde bir konakta çalışmalarını sürdürürken, onlara karşı tavır alan gençlerin bir araya geleceği bir örgüt çatısının olmaması mücadelemizde önemli bir boşluk oluşturuyordu.

                                  1974 yılında örgütlediğimiz ŞÖK-KO’nun oluşumunu anılarım arasında yazdığımı biliyorsunuz. Ecevit Hükümeti’nin devrilmesinden sonra Demirel’in başkanlığında 1. MC (Milliyetçi Cephe) Hükümeti kurulmuş, solun biraz soluklandığı CHP-MSP koalisyon hükümeti yerini, solun daha çok baskı altına alındığı koyu sağcı bir yönetime bırakmıştı. Bu dönemde Şebinkarahisar’da solda konumlanan gençliğin örgütlenmesi gereksinimi daha yoğunlukla duyuluyordu. Ne yapıp yapıp kentimizde Atatürkçü-devrimci gençliği çatısı altında toplayacak bir örgütlenmeyi gerçekleştirmeliydik. Bu kapsamda, genel başkanlık görevini 27. Mayısçılardan Ahmet Yıldız’ın yürüttüğü, babamların gençlik döneminde 1930’lu yıllarda tiyatro, kitaplık, spor, vb. etkinlikleriyle yöre halkının belleğinde olumlu izlenimler bırakmış, Cumhuriyet ve aydınlanma devrimimizin halka benimsetilmesinde önemli işlev üstlenmiş Halkevleri’nin ilçemizde yeniden örgütlenmesi bana sorunun en uygun çözümü olarak görünüyordu. Bu düşüncemi, ilk paylaştığım TÖBDER şube başkanı sevgili Ali Özdemir hocam da coşkuyla karşılamıştı. Gerekli yazışmaları Halkevleri Genel Merkezi ile tamamlayıp kuruluşu yanılmıyorsam 1976 yılı sonunda ya da 1977 yılı başında gerçekleştirdik. Geçici Halkevi Lokali olarak, o zamanki CHP’li belediye başkanı  Munis Emek ağabeyimiz, Turistik Otel’in orta katındaki otel lobi salonunu tahsis etmişti; kış mevsimi otel boştu, salon kullanılmıyordu. Lokalimizi, masa sandalye ve çay ocağı ve küçük kitaplığıyla donatarak gençlerin hizmetine açtık. Halkevi oluşumu, gençler, öğretmenler ve Atatürkçü yöre halkı arasında ilgi ve destek görmüştü. Lokalimizde yaptığımız ilk genel kurulda seçilen 7 kişilik yönetim kurulunda  görev bölümü yapmış başkanlığı ben üstlenmiştim. Ali Özdemir, Ömer Vatan, Ahmet Akyüz ve Murat Karaca anımsadığım yönetim kurulu üyelerimizdi. Soğuk kış günlerinde öğrenci gençlerimiz sıcak bir yuvada söyleşmek, öğle yemeği azıklarını çay eşliğinde yemek fırsatına kavuşmuşlardı. Lokaldeki kitaplıktan da yararlanabiliyorlardı. Kömbeler’in konakta örgütlü Ülkü Ocakları tabelası ile Turistik Otel lobisindeki Halkevi tabelaları karşı karşıya gelmişti. Kömbeler’in konakta seçim dönemi dışında  kocaman “Ülkü Ocakları” tabelası asılıyor, seçim dönemi gelince Ülkü Ocakları tabelası indirilip aynı yere MHP tabelası konuluyordu.  Halkevi Şebinkarahisar Şubesi’nin kuruluşuna karşı özellikle lise öğrencilerimizin gösterdiği ilgi ve destek, Ülkücüler’i rahatsız etmişti. Bu dönemde her iki grup arasında çeşitli kavga ve saldırılar çok şükür can kaybı olmadan sonuçlandı. Halkevi yönetiminde gençler üzerinde etkili olan Ömer Vatan, Murat Karaca ve Ahmet Akyüz’ü  şu konuda özellikle uyarıyordum: karşımızda bize “düşman”, “vatan haini” gözüyle bakan “ülkücüler” ilçenin en yoksul emekçi ailelerinin çocuklarıydı. Bizim dünya görüşümüz, sınıfsal olarak emekçi ailelerin çocuklarının yanında bulunmamızı gerektiriyordu; bu nedenle biz onlara, onların bize baktığı gibi bakmamalıydık. Onlar da bizim gibi ülkesini, milletini seven çocuklardı; ülkemizi boyunduruğu altına alan emperyalist düzen “kardeşi kardeşe düşman” ediyor, birbirine kırdırıyordu. Ülkücülerin beyinleri,  solcuların “Moskof uşağı”, “komünist”, “vatan haini” oldukları yolunda şartlandırılmış, yıkanmıştı. Biz onları değil, ülkenin pırıl pırıl beyinlerini birbirine düşman edip kırdıran  “kapitalist-emperyalist” sistemi hedef almalı; bizi düşman görenlere de gerçekleri anlatıp onları saflarımıza kazanmalıydık. Şebinkarahisar’a geldiğim 1968 yılından beri bu görüşüm hiç değişmemişti. Halkevi olarak, bir yandan, karşımızdaki ülkücü gençliğe karşı “kucaklayıcı” bir tavır içinde olmamız gerektiğini savunurken, diğer yandan, bizim saflarımızdaki gençler arasında da, gençlik heyecanıyla çeşitli sol fraksiyonlara yakınlaşmaktan doğan gerginlikleri gidermek gereğini duyuyor, Halkevi yönetimine hiçbir fraksiyonun egemen olmaması gerektiğini, emperyalizmin güdümündeki faşizme karşı tavır alan herkesin Adalet Partili (AP) bile olsa aramızda yeri olduğunu savunuyordum.  Halkevi yönetiminde görev alan genç arkadaşlarım bu görüşümü içtenlikle benimsediler ve çalışmalarımız ve etkinliklerimiz bu doğrultuda sürüp gitti.

                               1977 Yılı kış mevsiminde geçici olarak kullandığımız lokalimizi, yaz aylarında otelin müşterileri gelmeye başlayacağından uygun bulunan başka bir mekâna taşımak zorundaydık. O yıllarda Kızılay Şebinkarahisar Şubesi’nde,  Reşat Şekeroğlu ağabeyimizin başkanlığında Ali Özdemir ile ben de yönetim kurulundaydık. Yıllar önce, şimdiki Sağlık Meslek Okulu’nun bulunduğu yere bir ilkokul binası yaptırmak üzere kurulan dernek, okul binası inşaatına başlatmış, su basmanına kadar yükselen inşaat yarım bırakılmış, daha sonra bu bina ve arsası, Kızılay’ın mülkiyetine devredilmişti. Halkevi’ni kurduğumuz 1977 kışından önce Kızılay Şubesi olarak, yarım bırakılan okul inşaatının Kızılay binası olarak tamamlanıp gelir getirici bir yapı olarak kullanılmasını genel merkeze önermiştik. Kızılay Genel Merkezi de bu amaçla yanılmıyorsam 400.000,-TL bir ödeneği şubemize tahsis etmiş, bu parayla yapının kaba inşaatını bitirip çatışını kapatmış, ödenek kalmadığından binayı tamamlayamamıştık. Bu binanın zemin katında, doğu köşesinde büyük bir salon bölümü vardı. Bu salon Halkevi şubemiz için çok uygun, her türlü etkinliğe elverişli bir yerdi. Halkevi adına,  yapımı yarım kalmış binadaki bu salonun  yıllık sembolik bir kira bedeli ile Halkevi’ne kiralanmasını istemiş, Kızılay şube yönetimi olarak da kiralama istemini olduğu gibi kabul etmiş, kiralama işlemini bitirmiştik. Bundan sonra  kiralanan salonun giriş kapısını, pencere-cam-çerçevesini, iç-dış sıva ve badanasını tamamlayarak Şebinkarahisar Halkevi tabelamızı kapımıza asmıştık. Lokalimizi masa sandalyesi dışında, kitaplık, ping-pong masası, televizyon, çay ocağı vb. ile donatıp gençliğin hizmetine açmayı başarmıştık. Bu oluşumdan dolayı çok mutluydum.

                            Halkevi’miz, kuruluşundan itibaren örgüt amacına uygun kültürel çalışmalar ve sanat etkinlikleri gerçekleştiriyordu. Kuruluş döneminde Şebinkarahisar Askerlik Şube Başkanlığı görevinde bulunan  yedek subay asteğmen değerli dost ve meslektaşım Hasan Elal, geçici lokalimizde gençlere toplumsal evrim aşamalarını anlatan seminerler veriyordu. Halk müziği korosu ve bağlama ekibimizle THM çalışmaları yapıyorduk. Uzak mahallelerden gelen öğrenciler öğle azıklarını sıcak bir ortamda çay-kahve eşliğinde yemek olanağını elde etmiş, boş zamanlarını, topluca eğlenip söyleşerek, kitap-gazete-dergi okuyarak  geçirir olmuşlardı. 1977 Yılı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Halkevi Spor Kolu olarak gençler arasında “Atatürk Koşusu” düzenlemiş, koşuyu ilk üçte kazananlara ( Mustafa Kelemci, Mehmet Durukan ve İmdat Karaca) ödüller vermiştik. Yanılmıyorsam 1978 yılında, Şebinkarahisar’da  ilk kez 1 Mayıs İşçi Sınıfının Birlik ve Dayanışma Günü kutlamasını Halkevi lokalimizde gerçekleştirmiştik; açık havada yürüyüş ve açık toplantı yaparak kutlamayı, provokasyon olasılığı nedeniyle uygun bulmamıştık. Toplantımızda günün anlam ve önemini belirten konuşmayı başkan olarak ben yapmıştım; programımız THM koromuz ve bağlama takımımızın söylediği marşlar ve türkülerle olaysız sona ermişti. Şebinkarahisar Halkevi şubemiz, kuruluşundan 12 Eylül faşist darbesine kadar, ilçemizdeki  demokratik kitle kuruluşları arasında  en etkin gençlik örgütü olmuştu.