Av. POLAT SABUNCU


“DÜŞTÜM  MAPUS  DAMLARINA” - 1

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


12 Mart 1971 tarihinde yapılan ABD/CİA güdümlü faşist darbe, ülkemiz genelinde solcu-devrimci-Kemalist kişi ve kurumlar üzerine “balyoz” olup inmişti. Nerede bir halktan yana, emperyalist sömürüye karşı çıkan, Mustafa Kemal Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesini inançla savunan kişi ve kurum varsa, hemen tümünün tepesine binilip, tutuklanarak, katledilerek, işkence tezgâhlarından geçirilerek etkisiz hale getirildi ya da kapatıldı. Ordu içinde gelişen “milli demokratik devrim” çizgisi ve kadrosuyla hiç ilgisi olmayan, hatta bu çizginin karşısında konumlanıp onunla mücadele eden, emekçi halkın bilinçlenmesinde büyük ölçekte etkili olan Mehmet Ali Aybar’ın Türkiye İşçi Partisi (TİP) ,Kemal Türkler’in genel başkanı olduğu Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK) ve Fakir Baykurt’un genel başkan olduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) kapatıldı. 12 Mart Muhtırası ile, Süleyman Demirel’in AP hükümeti istifa ettirilerek devrilip yerine CHP’den ayrılan Nihat Erim başkanlığında kurulan sözüm ona tarafsız, sözüm ona Atatürkçü (doğrusu Natotürkçü) darbe yönetimi ülkede terör estirir olmuştu.

O dönemde ilçemizde etkin konumda örgütlü “ülkücü” kesim,Şebinkarahisar’da da bu fırsatı ganimete dönüştürmek çabasına girdi. Çocukluk ve mahalle arkadaşım Hüseyin Yücel o dönemde,Yeni Şebinkarahisar gazetemizde 1 Aralık 1970 salı günü  yayınlanan “Lisemiz, Öğrencilerimiz ve Bozkurtçuluk” başlıklı yazım üzerine 2 Aralık 1970 çarşamba akşamı matbaamızınkundaklanması suçunun azmettiricisi olarak tutuksuz yargılanıyordu. Ülkücü kesimin önderliğine soyunanHüseyin Yücel, yandaşları Rasim Özsaraç, Sabit Eraslan ve Şerif Demirci’ye de imzalattığı 3 Haziran 1971 tarihli dilekçe ile İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’na bir ihbarda bulunur. İhbar  mektubunda, benim,TÖS başkanı Ali Özdemir, Lise öğretmenleri İzzettin Durmuş, Habip Özen ile birlikte Lisemizde, benim yazıhanemde “komünizm”, “Marksizm” propagandası yaptığımız, daha da önemlisi Şebinkarahisarlı Dev Genç militanları Gökalp Eren, Veli Yılmaz ve Murat Özdabak ile irtibatlı olarak Şebinkarahisar’da “silah ve cephane yığınağı” yaptığımız bildirilmiş, gereğinin yapılması istenmiştir. (ZİYANI DEĞİL adlı kitabımda bu ihbar dilekçesinin tam metnini ve bu konu ile ilgili notlarımı, tutuklu yargılanmam sırasında tutukluluğumun kaldırılması istemimi içeren savunma dilekçemin tam metnini yayınladığımdan bu konularda burada ayrıntıya girmeyeceğim.) Şebinkarahisar’da “silah ve cephane yığınağı” yaptığımız iddiası, gerçek olmadığı bilinerek yerel mahkemede değilİstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanmamızı sağlamak amacıyla ihbar dilekçesine konulmuştur. İhbar dilekçesini alan İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, dilekçeyi gereği yapılmak üzere Giresun Valiliği’ne gönderir. O yıllarda Giresun Valisi, 27 Mayıs devriminde İç İşleri Bakanı olan Şebinkarahisarlı Muharrem İhsan Kızıloğlu’nun başarılı kaymakam olarak ŞebinkarahisarKaymakamlığı’na getirdiği Bedri Eser’dir(*). Bedri Eser ihbar mektubunda dile getirilen olguları soruşturmak üzere o dönemde Giresun Emniyet Müdürü  halk arasında “Allahsız Sami” olarak nam salmış Sami Altan’ı görevlendirip Şebinkarahisar’a gönderir.

30 Haziran 1971 çarşamba günü Şebinkarahisar’a gelen Emniyet Müdürü Sami Altan, ihbarcıların başı Hüseyin Yücel’in ihbarcı sıfatıyla ifadesini alır. İhbar mektubuna eklice delil olarak sunulan tek belge Gökalp Eren kardeşimin yönetimindeki İstanbul Teknik Üniversitesi Öğrenci Birliği (İTÜÖB)’nin yasal bültenidir. İhbar mektubuna göre Dev-Gençmilitanı Gökalp Eren, bu bildirileri bana göndermiş, ben de Şebinkarahisar’daki Dev-Genç militanları Çetin Eriş, Fırat Özel, Ömer Vatan ve Enver Topçuoğlu’na dağıtıp şehrin cadde ve sokaklarında halkın göreceği yerlere yapıştırılmasını sağlamışım. Oysa benim bu bildiriden ve dağıtılmasından hiç haberim olmamıştı. Bildirilerin, İstanbul’daki bir üniversite öğrencimiz tarafından bir tomar halinde Şebinkarahisar’da bakkallık yapan babasına gönderildiğini, bakkal babanın bildirileri verdiği gençler tarafından sokaklara yapıştırıldığını bu soruşturma sırasında öğrenecektim. Soruşturmacı Sami Altan muhbir olarak Hüseyin Yücel’in ifadesini alırken bu belgenin dağıtılması konusunu öne çıkarır. Muhbir Hüseyin Yücel’in emniyet müdürüne verdiği 30.06.1971 tarihli ifade aynen şöyledir:

“Ben hadiseyi şahsen görmedim. Yalnız bu hadiseyi yani beyannameyi asarken bazı kimseler görmüş. Ben onların isimlerini size verebilirim. Bunlar Nejat Tuna, Avutmuşlu bekçi İbrahim Eraslan ve Rasim Özsaraç’tır. Bana nakledildiğine göre bunu yapıştıran Çetin Eriş, Fırat Özel ve Ömer Vatan isimli çocuklarla şu anda ismini hatırlayamadığım diğer bir şahıstır. Benim kanaatim, bunlar tarafından beyannamenin duvarlara yapıştırıldığı merkezindedir. Çünkü bunlar DEV-GENÇ ile ilgilidirler. Hatta burada avukat Polat Sabuncu’nun teşviki ile DEV-GENÇ’in bir şubesini açmak için gayret sarfetmişlerdir. Ancak bu sırada 12 Mart Muhtırası bunların bu emelini önlemiştir. Bu arada duyduğum bir hususu da nakletmeden geçemeyeceğim. 12 Mart günü ve muhtıranın içyüzü tamamıyla anlaşılmadan büyük bir heyecanla Lise’ye giden tarih öğretmeni Habip Özen arkadaşlarına Doğan Avcıoğlu’nun başbakan olacağını iftihar ederek bildirmiştir.

 Şebinkarahisar’da DEV-GENÇ’e meyyal şahıslar emirlerini daima avukat Polat Sabuncu’dan alırlar ve hatta Polat Sabuncu’nun yazıhanesinde bu tip insanlar sık sık toplantı yaparlar, onun direktiflerini öğrenirler. Benim kanaatim bu bildiri, İstanbul’dan Polat Sabuncu adına gönderilmiştir. Bu da yukarıda isimlerini bildirdiğim gençlere vererek dağıtımını yapmıştır. Gene tahminen söylüyorum; bu bildiriler İTÜ Talebe Birliği Başkanı ve DEV-GENÇ yürütme kurulu üyesi Gökalp Eren veya DEV-GENÇ militanlarından Veli Yılmaz ile Murat Özdabak tarafından avukat Polat Sabuncu’ya gönderildiğini veya kurye ile getirildiğini tahmin ediyorum.

Gençliği zehirleyenlerin ve onları komünizme itenlerin başında Polat Sabuncu, İzzettin Durmuş, Habip Özen ve TÖS başkanı Ali Özdemir’in bulunduklarını kesinlikle söyleyebilirim. Bunlar gözlerine kestirdikleri genç talebeleri bir militan olarak yetiştirmeye gayret sarfetmektedirler. Bunların 12 Mart’tan sonra evleri, işyerleri aransa idi DEV-GENÇ ile ilgili birçok deliller elde edilebileceği gibi silahları da yakalanabilirdi. Bunların süratle ve sinsice silahlanmakta olduklarına kaniim.”

Muhbir Hüseyin Yücel’den ihbar dilekçesini doğrulayan bu ifadeyi alan Giresun Emniyet Müdürü Sami Altan, ertesi gün, 1 Temmuz 1971 Perşembe günü  Emniyet karakolunda topladığı gençler Çetin Eriş, Fırat Özel ve Ömer Vatan’ı sanık sıfatıyla sorgular; baskı altına alınan gençlerden usta sorgulama teknikleri kullanılarak benimle birlikte diğer sanık öğretmenler aleyhinde bazı sözde itiraflar elde edilir. Örneğin sanık Çetin Eriş kardeşime,  İTÜ bildirilerini benden aldığı, bildirileri kendisine verirken yapıştırma işinde kullanılacak tutkal içinde kendisine iki buçuk lira verdiğim(!) kuyruklu yalanı kabul ettirilebilmiştir.

O gün her şeyden habersiz, bir davamın Erentepe(Kule) köyündeki keşfi sırasında, şehir merkezinden gelen polis aracı, beni keşif yerinden alarak Fatih Camii çevresindeki polis karakoluna getirdi. Yolda Giresun emniyet müdürünün emri ile beni karakola getirme görevi aldıklarını öğrenmiştim. Sami Altan beni karakoldaki odasında nezaketle  hoşlayıp karşısına oturttu. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’na yapılan bir suç duyurusu nedeniyle ifademi alacağını söyleyince, avukat kimliğim nedeniyle kendisinin beni sorgulamaya yetkisi olmadığı, ifademin C. Savcısı tarafından alınması gerektiği yolundaki itirazım üzerine, bu konuda israr edersem “görevli zabıtaya mukavemet” suçunu işlemiş olacağımı bildirerek bu konuda direnmememi önerdi. Bunun üzerine “müdür bey, kimseye verilemeyecek hesabım yok. Ben size yasal sorumluluğunuzu anımsatıyorum; bunu göze alıyorsanız buyurun ne soracaksanız sorun” dediğimde sorgucu rahatlayıp sorularını peş peşe sıralamaya başladı. (DEVAM EDECEK)

(*) Gazetemizde 22 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanan 28 NİSAN’DAN 27 MAYIS’A (2) başlıklı yazımda 27 Mayıs’ta İç İşleri Bakanlığına getirilen Muharrem İhsan Kızıloğlu’nun  Şebinkarahisar’a başarılı kaymakam olarak Kadir Aydoğan’ı atadığını yazmıştım. Oysa bu dönemde (1960-1961) atanan kaymakamımız Bedri Eser’dir; Kadir Aydoğan ise ondan sonra 1961-1963 yıllarında bu görevde bulunmuştur. Bu yanılgımı düzeltir  okurlarımdan özür dilerim.