Av. POLAT SABUNCU


BOMBALI  KIŞKIRTMAYA  TEPKİMİZ

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


                            12 Mart dönemi öncesi başlayıp 12 Eylül faşist darbesine kadar Şebinkarahisar’da ortaya çıkan ideolojik nitelikli  kundaklama ve bombalı saldırıların hemen hepsi sola, yani bize karşı yöneltilen kışkırtıcı eylemlerdi. 12 Mart dönemi öncesi gerçekleşip tertipçileri ortaya çıkarılamayan olayların en vahim olanları, TÖS lokali arka balkonuna atılan bomba ve Yeni Şebinkarahisar gazetemizin benim yazdığım bir yazı nedeniyle kundaklanması olaylarıydı. 12 Mart’tan sonra uzunca bir süre bu tür saldırılar yaşamamıştık.

                          31 Temmuz 1977 gecesi Ali Özdemir hocamla birlikte bizim eve yöneltilen bombalı eylem,  ilçemizde yeni bir “gizli saldırılar dönemini başlatmıştı. Ülkemizi ve ilçemizi “kardeş kavgası”na yönlendiren yabancı istihbarat örgütleri ve onların yerli işbirlikçilerinin oyununa gelmemeliydik. Özellikle solcu devrimci gençliği Halkevi çatısı altında örgütledikten sonra, bizim de Şebinkarahisar’daki “ülkücü” kişi ve kuruluşlara benzer saldırılar yapmamız işten bile değildi; 31 Temmuz saldırısının bizi bu tür eylemlere kışkırtmak amacıyla tezgâhlandığının bilincindeydim. Bana göre, 12 Mart öncesi kahraman 68 Kuşağı da, (Enver Altaylı, Türkeş, Cemalettin Kaplan bağlantıları bilinen, CİA’nın verdiği silahlarla Ayvalık-Sarımsaklı’da kurduğu “komando kampı”nda ülkücülere silahlı mücadele ve yakın-dövüş eğitimi veren, Hitler yanlısı olduğu için sosyalist Tito Yugoslavya’sından Türkiye’ye kaçarak Sancak Tül fabrikasının sahibi olup 12 Eylül faşist darbesinde tüm MHP yöneticileri tutuklanırken,  hiç sorguya çekilmeden bir anda ABD’ye uçurulup sırra kadem basan işadamı) MHP yöneticisi Murat Bayrak’ın beslemesi “silahlı ülkücüler”in saldırı ve provokasyonları ile  “banka soygunu” , “adam kaçırma” gibi eylemlere yönlendirilip “silahlı mücadele” çıkmaz yolunda 12 Martbalyoz harekâtı” ile tepelenmişti. Laik Cumhuriyetimize  ve onun Büyük Önder’ine yürekten bağlı yurtsever-devrimci 68 Kuşağı’nın “tam bağımsızlık”çı, “anti emperyalist” mücadelesi, bir yandan CİA güdümlü Murat Bayrak’ın “silahlı ülkücüleri”nin saldırılarıyla, diğer yandan akademisyen görüntülü Mahir Kaynak gibi CİA hizmetindeki MİT ajanlarının “ülkede demokratik yoldan mücadele olanağı kalmadı, artık ‘silahlı mücadele’ zamanıdır; devrim ancak silahla gerçekleştirilebilir” yollu provokasyonlarıyla halktan koparılmış, askeri darbe ortamı oluşturulmuştu. 12 Mart’ta ülkemizde sahneye konan  CİA güdümlü faşist darbeden ders almalıydık. Böyle düşündüğüm için Halkevimizde devrimci gençlere, bu tip kışkırtma eylemlerine aynı biçimde karşılık vermenin oyuna gelmek olacağını ısrarla öğütlüyordum. Öyle ki o dönemde bize yöneltilen saldırılara aynı yöntemlerle karşılık vermeye kalkışmış olsaydık, Şebinkarahisar’da kan gövdeyi götürebilirdi dersem abartı olmaz; çünkü solcu devrimciler de, ülkücü gençlik de benimsedikleri dünya görüşüne baş koymuşlar, bu yolda mücadeleye kendilerini adamışlardı.

                        Ben de, o günlerde, uzun süren bir süreçte öğrenip benimsediğim ve yaşamım  boyunca da mücadelesini verdiğim  devrimci-solcu-Kemalist çizgide, davasına baş koymuş bir gençtim; ama benden sonraki kuşak dava arkadaşlarımdan, hele de ülkücülerden çok daha bilinçli ve deneyimliydim. Bu nedenle elimden geldiği, dilimin döndüğünce devrimci Halkevi gençliğimizi “maceracılık”tan uzak tutmaya çalıştım ve bu çabamda başarılı olduğumu düşünüyorum. 31 Temmuz bombalı kışkırtmasından sonra ilçemizdeki demokratik kitle örgütleri TÖB-DER, TÜM-DER ve ŞEBİNKARAHİSAR HALKEVİ adına bir bildiri hazırladım ve adı geçen örgütlerin onayıyla resmi makamlardan gerekli yasal işlemlerini tamamlayıp bastırdığımız bildiriyi 2 Ağustos 1977 salı, hafta pazarı günü halka dağıttık. Bombalı saldırı olayı ve buna tepki olarak dağıttığımız bildiri de aynı gün yayınlanan Yeni Şebinkarahisar gazetemizde manşet haberi olmuştu. İşte o bildiri:

                                                       H A L K I M I Z A

                       31 Temmuz 1977 gecesi saat 02.00’de Şebinkarahisar’da, iki yurtsever devrimci aydının, Yeni Şebinkarahisar Gazetesi sorumlu müdürü Halkevi yönetim kurulu üyesi emekli öğretmen Ali Özdemir ile Halkevi şubesi başkanı avukat Polat Sabuncu’nun evleri faşist saldırganlarca dinamitlenmiştir.

                      Halkımızın, iç ve dış sömürüye, sermayenin emekçi halk üzerindeki kanlı diktası olan faşizme karşı yaygınlaşan ulusal demokratik savaşımını ezmek amacıyla oluşturulan ikinci MC’nin kurulduğu bir sırada ilçemizde meydana gelen bu saldırıyı düzenleyen çevreleri, yurtsever Şebinkarahisar halkı yakından tanımaktadır.

                     Ali Özdemir ve Polat Sabuncu arkadaşlarımıza karşı girişilen bu saldırı, Şebinkarahisar’da tüm yurtsever devrimci kişi ve kuruluşlara gözdağı vermek, halkımızı kaba kuvvetle korkutup sindirmek amacına yöneliktir. Öte yandan bu saldırı, bütün yurtta, emekçi halkımızın ve yurdumuzun sömürüden, emperyalizmin egemenliğinden kurtuluşu için mücadele eden örgüt ve üyelerine karşı girişilen saldırıların Şebinkarahisar’a uzanan bir halkasıdır.

                   Faşizmin, emperyalizmin eli kanlı maşalarının çabaları boşunadır. Yurtsever halkımızın bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük savaşımı mutlaka zafere ulaşacak, halk düşmanı faşistler, bütün yurtta ve Şebinkarahisar’da giriştikleri cinayet ve saldırıların hesabını er geç vereceklerdir.

                   KAHROLSUN EMPERYALİZM VE ONUN KANLI DİKTASI OLAN FAŞİZM; YAŞASIN HALKIMIZIN BAĞIMSIZLIK, DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ !

                    TÖB-DER, TÜM-DER VE HALKEVİ Şebinkarahisar şubelerinin imzasını taşıyan   bu bildiriyi dağıttığımız salı gününden birkaç gün sonra “Avutmuş Mahallesinden Ahmet Yılmaz” imzasıyla ilçe C. Savcılığına gönderilen bir ihbar mektubu dayanak alınarak evimde “silah” ve “yasak yayın” arandı. Bombalamadan 10 gün kadar önce 20 Temmuz 1977 tarihinde Avutmuş mahallesinden postaya verilen ihbar mektubu sahte isimle gönderilmişti; Avutmuş mahallemizde Ahmet Yılmaz adında bir kişi yoktu. Bu ihbar mektubuna bilinçli olarak, devrimci Veli Yılmaz’ın babası Ovacık köyümüzün muhtarı yakın dostum Ahmet Yılmaz’ın adı-soyadı konulmuştu. Ali Özdemir hocamla birlikte ilçede tabancasız gezen birkaç kişiden biriydim ama bombalı saldırıdan sonra kaçak bir tabanca edinebileceğim olasılığı düşünülmüş olmalıydı. Birkaç gün önce bombalanan evimde aramayı, c.savcı yardımcısı Zekeriya Yücesan, emniyet âmiri Mehmet Sakin, polis memurları Arif Nalbant ve Yusuf Balta’dan oluşan bir kurul yapmış, silah bulunamamış, kitaplığımda el konan kitapların yapılan incelemede yasak yayınlardan olmadığı saptandıktan sonra Şebinkarahisar C. Savcılığı benimle ilgili olarak 28.10.1977 gün ve 1977/259-93 Hz. ve K. sayı ile takipsizlik kararı vermiş emanetteki kitaplarım da  iade edilmişti.

                  Bomba olayı ile ilgili olarak hiç kimsenin evi aranmamış ve olayla ilgili soruşturmada tutuklanan bir sanık olmamış iken C. Savcılığımız, hakkımdaki ihbar mektubunda adı geçen “Avutmuş mahallesinden Ahmet Yılmaz” diye bir kişinin olup olmadığını araştırmadığı gibi, şikâyetiyle ilgili ifadesine başvurmak gereğini bile duymadan avukat kimliğime rağmen arama kararı verebilmişti. Evimde arama yapılması yetmiyormuş gibi, yasal işlemlerini tamamlayıp halka dağıttığımız yukarıda tam metnini aktardığım  bildirimizle ilgili olarak C. Savcılığımız,  sanıklar 1-İsmet Şenyuva 2-Polat Sabuncu, 3- Ali Özdemir 4- Reşat Şekeroğlu hakkında “ TCK.nun 312, 141, 142. Maddelerine muhalefet ve HALKEVİ, TÖB-DER, TÜM-DER derneklerinin gayesine aykırı davranmak” suçlarından re’sen soruşturma başlatarak yukarıda okuduğunuz bildirimizi, belirtilen suçlar açısından bilirkişi incelemesi yapılarak rapor alınmak üzere Ankara’ya göndermişti. Bildiriyi inceleyen Ank. Üni. Siyasal Bilgiler Fakültesi ceza hukuku öğretim üyesi Prof. Dr. Yılmaz Günal’ın inceleme konusu bildirimizde “hiçbir suç unsuru bulunmadığı” yolunda rapor düzenlemiş olması nedeniyle  Şebinkarahisar C. Savcılığı, bu soruşturmada da hakkımızda 3.10.1977 gün ve 1977/264-73 Hz.ve K. sayılı takipsizlik kararı verdi. Anlattığım bu olay, o dönemde ,  yurt genelinde olduğu gibi Şebinkarahisar’da da “bağımsız” olması gereken yargının iktidarın etkisi ve baskısı altında kaldığının somut göstergesidir. Açıkça görüleceği üzere,  o dönemde  de yargı, “ülkücü” sağcılardan çok, bizim gibi “devrimci-Atatürkçü” solcuların üzerine gidiyordu. Çünkü ülkemiz 1945’lerden beri ABD emperyalizminin ve  NATO’nun eli kanlı illegal örgütü GLADYO’nun kucağına düşürülmüştü