Av. POLAT SABUNCU


BOMBA İLE KIŞKIRTMA

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


                             Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti 31 Mart 1975 tarihinde AP-MSP-MHP-CGP ortaklığında kurulduktan sonra  Şebinkarahisar Emniyet Âmirliği’ne bir polis memuru Ankara’dan naklen atanmıştı. Yüksel Ergenekon adındaki bu polisin konumu diğerlerinden farklıydı; altında yabancı marka beyaz bir özel arabası vardı, çoğunlukla ilçede sivil kıyafetiyle dolaşıyordu. Uzun boylu, sarışın çakır gözlü, iri yapılı, görüntüsüyle çelişik ince ses tonuyla ilçede herkesin dikkatini çeken bir güvenlik görevlisiydi. O yıllarda ilçedeki elektrik direklerinin demire dönüştürülmesi işini yapan alevi bir yabancı üstlenicinin eski otogarda kurduğu atölyede çalışan işçilere,  polis memuru Yüksel Ergenekon’un “komünizm karşıtı” sözlerle baskı yaptığı, ülkücü çevrelerle yakınlık kurduğu yolunda duyumlar alıyorduk. Böyle bir kişinin MC Hükümeti tarafından Ankara’dan Şebinkarahisar’a “sürgün” gönderilmesi olanaksızdı; üstüne üstlük genç bir polis memurunun altında yabancı marka özel otomobile sahip olması bizim için soru işaretiydi. Yüksek Ergenekon’un daha önce Ankara’da solcu bir üniversiteli kız öğrenciyi öldürdüğü, ödül olarak Türkeş’in bu arabayı ona armağan ettiği, bu nedenle sol örgütlerin boy hedefi konumuna düştüğü, can güvenliği açısından gözden uzak, ulaşımı zor olan bir ilçe olarak Şebinkarahisar’a nakledildiği söylentileri ortada dolaşır olmuştu. Bu söylenti gerçek dışı olsa bile koalisyon hükümetiyle, özellikle ülkücülerle uyumlu tutum ve davranışlarıyla göze batan Yüksel Ergenekon’un “kışkırtıcılık” yapmak üzere özel bir görevli olabileceğini değerlendiriyorduk. Halkevi Şubemizi kurup, lokalimizi açtıktan sonra Halkevi yönetimi olarak Yüksel Ergenekon tehlikeli gördüğümüz ilgi odaklarımızdan biri olmuştu.

                           Halkevi’ni kurup lokalini açtığımız 1977 yılının Temmuz ayının sonları… 29 Temmuz Cuma günü öğle yemeğine eve geldiğimde yemek yerken eşim Değer, o gün dikkatini çeken bir olaydan söz etti. O yıllarda Hastane’nin arkasında Almancı Yüksel Özdamar’ın yeni yaptırdığı evin üst katında oturuyorduk. Ön cephedeki mutfağın penceresinden Hastanenin önünden geçip Küpeli Bahçesi semtine giden yol net görünüyordu. Eşim o gün mutfak penceremizden baktığında, beyaz  yabancı markalı bir arabanın gelip Hamdi Sabah’ların evinin önünde park ettiğini, içinden sarışın, uzun boylu genç bir sivilin indiğini, bu kişinin bizim evi ve Ali Özdemir’in oturduğu  Ali  Aydın’ların evini ve çevresini bir süre bakarak gözlemlediğini, daha sonra arabasına binip gittiğini anlatınca, tanımladığı kişinin Yüksel Ergenekon olduğunu, sürekli sivil dolaşan polis memuru kimlikli şaibeli ve bizim açımızdan tehlikeli gördüğümüz birini tanımasının iyi ve isabetli bulduğumu dile getirmiştim.

                          Bu konuşmadan bir gün sonra 30  Temmuz 1977 cumartesi gecesi saat 02.00 sıralarında bir patlama sesiyle uyandığımızda Değer ile birlikte yataktan fırlayıp kapıya yöneldiğimiz bir anda bizim kapımızda da giriş penceresinin camlarını kıran ikinci bir patlama ile sarsıldık. Mutfak penceresinden baktığımızda bizi uyandıran ilk patlamanın 100-150 metre uzaklıkta tam karşımızda Ali Özdemir hocamızın üst kattaki evinin giriş  kapısı  önünde  meydana  geldiği, hane halkının ve komşuların patlama yerinde toplanmasından anlaşılıyordu. O anda bize yönelen bu hain saldırının düzenleyicisinin Yüksel Ergenekon olduğunu, bu düzenlemede iki yandaşını da maşa olarak kullandığını hemen anlamıştım. Henüz iki yaşına gelmemiş oğlum Emrecan patlamalardan uyanmamış olduğundan Değer’i evde bırakarak giyinip Ali hocamın kapısına gittim. Olayın şaşkınlığı içinde idiler. Bitişik komşu Dursun Sabah kardeşim de oradaydı. Saldırının bize “gözdağı” için düzenlendiği iki küçük dinamit lokumunun fazla hasar oluşturmayacak biçimde kapılarımızda patlatıldığını değerlendirdik. Şehrin göbeğinde iki evde bomba patlatılmasına  karşın uzunca bir süre  hiçbir bekçi-polis olay yerine gelmemişti. Yetkililere telefonla olayı bildirmem gerekti. Evlerimizde telefon bulunmadığından yazıhaneme gitmek istediğimde sevgili Dursun da bana eşlik etti, Konuk caddesinden meydana gelirken iki yerli bekçinin bizim eve doğru gelmekte olduklarını gördük. “Evlerimiz bombalanıyor, bu saate kadar siz neredesiniz” diye bekçilere çattığımda, nöbetçi polislerin, patlama seslerinin Askerlik Şubesi tarafından geldiğini söyleyerek  onları olay yerine tam ters tarafa  yönlendirdiklerini söylediler. O anda ben saldırının düzenleyicisini kestirdiğim için bekçilerin de bilinçli olarak yanıltılmış olduğunu düşündüm. Turistik Otel önünde otel işleticisi İsmet Kıraç dostumuz bizi karşıladı. Yazıhanemin karşısındaki otelin telefonundan ilçe başsavcısı Mustafa Algül’ü aradım, ulaşamadım. O günlerde  değerli kaymakamımız Celalettin Özdal izinli olarak ilçede olmadığı için saat 03.00 sıralarında Giresun Valisi Tekin Alp’i evinden aradım.

                              Giresun valimiz Tekin Alp, 1. MC Hükümeti kurulduğunda hükümet ortağı CGP’den bakanlığa getirilen Ferit Melen’in memleketi Van’ın başarılı hizmetleri ile tanınıp çok sevilen valisi iken, hükümetin geniş bir kararname ile merkeze aldığı valiler arasında bulunmaktan Vanlı bakan Ferit Melen’in bu konuda direnmesiyle kurtulup il emniyet müdürüyle birlikte Giresun Valiliği görevine atanmıştı. Bu durumu valimiz için olumlu değerlendirmeler yapan basından öğrenmiştim; kendisini hiç tanımıyordum. İstanbul Üniversitesi’nin bir süre rektörlüğünü yapan Halûk Alp’in de kardeşi olduğunu bildiğim valimiz Tekin Alp’e gecenin o saatinde evinde ulaştım. Kendimi tanıttıktan sonra o gece yaşadığımız olayı anlatıp gereğinin yapılmasını isterken olayın tertibinde emniyet görevlilerinin de ilgisi olduğunu söylediğimde, valimiz kimden şüphelendiğimi sorunca tereddütsüz Yüksel Ergenekon’un ismini verdim. Bunun üzerine valimizin verdiği yanıt, bende ömür boyu unutamayacağım bir sevinç yaratmıştı: “O faşist militan hâlâ orada mı? Ben onu Bulancak’a naklen atadım”Vali beyin bu yanıtı ile dünyalar benim olmuştu; demek ki Yüksek Ergenekon’un ilçemizdeki tutum ve davranışları valiliğe yansıtılmış, devletimizin ildeki temsilcisi de gereğini yapmıştı. O anda hayranlığımı kazanan valimizden, bu olayın soruşturulmasında Van’dan birlikte getirdiği il emniyet müdürünü görevlendirmesi ricasında bulundum. İl emniyet müdürünün izinli olduğunu bildirmesi üzerine güvendiği bir başka emniyet yetkilisine bu görevi vermesini istediğimde yine yaşam boyu unutamayacağım bir yanıt almıştım; “Maalesef güvenebileceğim bir başkası yok”

                                Değerli valimiz Tekin Alp ile görüşmemizden sonra çok rahatlamış olarak Dursun kardeşimle birlikte olay yerine geldiğimizde Yüksel Ergenekon’u, resmi kıyafetiyle Ali Özdemir hocamın bomba atılan kapısı önünde sözüm ona “olay yeri incelemesi” yapan emniyet görevlisi konumunda görünce kanım beynime fırlamış ona Oooo memur bey saatler sonra nihayet sizi burada görüyoruz, ne arıyorsunuz burada?” soruma karşılık olayın delillerini topladığı yanıtını verdiğinde ona hışımla Beyefendi buradaki deliller kaybolmaz, burada delilleri sabah da  toplarsınız, siz şimdi gidip failleri yakalayın” diyerek bekçilerle birlikte Yüksel Ergenekon’u da olay yerinden kovduğumda direnmeyip gittiler.

                              Halkevi çatısı altında örgütlenen solculara gözdağı amacıyla provokatör bir ajanın düzenlediği bu saldırı, ertesi gün ilçede doğal olarak günün konusu oldu. Olayla ilgili soruşturmada, o gece Yüksel Ergenekon’un nöbetçi ve görevli olmadığı anlaşıldığından, nöbetçi olan olayla hiç ilgisi bulunmayan bir polis memuru (yanılmıyorsam adı Tahir Sel idi) ve bekçiler hakkında görevi ihmal suçundan dava açıldığını biliyorum. Olayın tertipçisi ile failleri soruşturmanın dışında kalmışlardı; Yüksel Ergenekon nakledildiği görev nedeniyle ilçeyi terk etmişti. Olayın failleri dava dışında kaldığından bu davanın sonucunu merak bile etmedim. Çünkü benim için olayın tertipçisi kesin belli idi, onun dinamit atma eyleminde kullandığı büyük olasılıkla yerli ülkücülerin kim olduğu üzerinde de fazlaca kafa yormamıza gerek yoktu; çünkü o dönemde kışkırtıcı ajanın kullanabileceği çok sayıda yerli ülkücü militan vardı. Onlar benim gözümde  zavallı piyonlardı. Olayı izleyen günlerde HALKIMIZA başlığı ile bir bildiri kaleme aldım; TÖB-DER, TÜM-DER, ŞEBİNKARAHİSAR HALKEVİ imzasını taşıyan bildiriyi matbaamızda bastırıp halka dağıttık. Bu bildirimizle sonraki gelişmeleri gelecek yazımda anlatıp anılarıma ekleyeceğim.